5 Aralık 2009 Cumartesi
Freerice!
Bu hafta eve gelir gelmez yatıp sabah okula gidene kadar aralıksız uyuduğumu ve bunun anlatılmaz+yaşanır bir zevk olduğunu da söylerdim belki,
Tüm hafta etkisinden çıkamadığım "American History X" üzerine upuzun bir yazı yazardım ve insanlar herşeyi bu filme bağlama durumumu çekmek zorunda kalmazdı ya da.
Ama hiçbirini yapasım yok, aşağıdaki linke tıkladıktan sonra:
http://www.wfp.org/1billion
Ben açalı henüz 10 dakika olmadan açlıktan ölen çocuk sayısı 160'ı aştı.
Bu saat itibariyle yalnızca bugün yaklaşık 120,000 ton yemek Amerika'da israf edildi.
Çoğumuz kayboluyoruz şu rakamların arasında. "Dünya hiç adil değil" diyoruz belki bir de, sadece kendimizin duyabileceği bir sesle. Birkaçımız "Ben ne yapabilirim?" diye soruyor, diğerleri bu rakamların yarattığı hüznü 5 dakikada siliveriyor yüzünden, dünya dönmeye devam ediyor.
Geçen cuma boş derste, 2 arkadaşımla beraber http://www.freerice.com/index.php adresine girdik. Sadece 10 dakikada, birkaç kelime bilerek 2000'e yakın pirinç bağışaldık. Sonra söz verdik birbirimize, her akşam girip 7500 pirinç bağışlayacağız diye. Belki bu sayı gün gelecek 1000'de kalacak; ama 3 kişi değil 15 kişi yaparsak bu işi daha fazla yardım edebileceğiz şüphesiz ki.
Bugün yine bu sitede oyalanırken beni gören annem gibi soracaktır bazılarınız "Bunlar cidden bağışlıyorlar mı şimdi?" Hemen söyleyelim: Evet, cidden bağışlıyorlar. Sertifikası var, UN işbirliği de var sanırım.
Yani zaman kaybı demeyin, 2 dakika Aşk-ı Menu kaçırın, arkadaşlarınızı msn'de 5 dakika bekletin, siz de pirinç bağışlayın.
Ayrıca çok da eğlenceli olabiliyor freerice. Sırf kelime bilmek zorunda değilsiniz, ingilizceniz yeterli değilse mesela dört işlem soruları da var. Ya da almanca/fransızca/ispanyolca/italyanca birkaç kelime öğrenebilirsiniz. Hele coğrafya beni benden aldı. Bana sorun hadi Myanmar nerde diye, şıp diye gösteririm şimdi.
İşte böyle arkadaşlar, o kadar da zor değil, haydi şimdi pirinç bağışlayalım, e bir de sevdiklerimizle bu adresi paylaşalım ki onlar da çorbada tuzu olmanın mutluluğunu yaşasın.
http://www.freerice.com/index.php
30 Kasım 2009 Pazartesi
"Hello Dolly! Well, hello Dolly!.."
Bugüne kadar sessiz sedasız takip ettiğim bloglardan öğrendiğim bir şey varsa; o da ilk yazının daima sıkıcı olduğudur. Sizi çok fazla sıkmadan, neyin nesi kimin fesi olduğumu, bu blogu açma nedenimi anlatmanın yolunu aradım; fakat bulamadım. Evet, itiraf ediyorum: Çok da aramadım. Bu yazıyı okumamanız beni kırmaz; ama olur da "Blog okumak zaman kaybıdır, ben bi facebook'uma bakayım, kim beni nereye "tag"lemiş, kimin "relationship status" ü değişmiş öğreneyim." derseniz beni çok kırarsınız.
Ah facebook görüyorsun değil mi her şeyi sana bağlıyorum!
Neyse efendim, dışarıdan sessiz sakin, kendi halinde bir insankişi olarak gözüken ben, bir önceki hayatımda Macbeth'in 3 cadısından biriydim. Dünya bu kadar kötü bir yer değilken, cadı olmak pek güzel ve havalıydı. Ancak, şu an görüyorum ki; elini kolunu sallayan cin oluyor, bunu bile beceremeyenler de cin olmadan adam çarpıyor. Hal böyle olunca; ben de çareyi insansı faaliyetler yapmakta buldum. Bu faaliyetler arasında, pek klasik olan kitap okumak ve müzik dinlemek geliyor elbette. Bunun dışında, adını söylemekten gurur duymadığım binlerce dizi izliyorum. Üşenmediğim zamanlarda yazı yazıyorum, viyolonsel çalayazıyorum. Ekşi sözlük okuyorum, yazarlığa kabul edilmek için çaresizce bekliyorum.
Aklınızda bulunsun, çok sık allusion yaparım. Tanıştığım her kitap karakterini cümle içinde kullanırım. Kitapla da yetinmem, blog adında olduğu gibi sıkıcı coğrafyaya renk getiren şipşirin terimleri de alakasızca her yere yazarım. Ah şu ilkokuldaki Türkçe ödevleri, hep siz alıştırdınız beni aşağıdaki kelimeleri cümle içinde kullanmaya.
not: Başlıkta geçen Dolly, 2003'te aramızdan ayrılan koyun Dolly değildir. Koyun Dolly aklıma gelince hep içim cız eder. Sonra da içimdeki cadı, memlekette koyun mu yok, üzülme der. Haksız da değil sanki...